IHLAMUR 76

IHLAMUR’UN 76. SAYISINDA

İLKSÖZ – İskender ÖKSÜZ

Işınsu İçin – Tarık BUĞRA

Emine Işınsu: Kırk Yıllık Roman Arayışı – D. Mehmet DOĞAN

Ak Topraklarda Bin Yıl… – Mukadder GEMİCİ

Emine Işınsu’nun Sancı Romanı Üzerine Bir Tahlil Denemesi – Ayfer GÜLER

İlk Roman – Asuman GÜZELCE

Emine Işınsu Neden Görülmek İstenmiyor – Abdullah HARMANCI

Kolej Kantininden Bir Köşe – Emine Işınsu

Çiçekler Büyür – Mehmet Ali KALKAN

Azap Toprakları – Yusuf KOŞAR

Politik Türk Milliyetçiliğinin Teorik Adresi Olarak Emine Işınsu’nun Töre Dergisi – Selçuk KÜPÇÜK

Çağdaş Bir Yunus Menkıbecisi Emine Işınsu – Mustafa ÖZÇELİK

‘Küçük Dünya’ Kadın Dünyasına Naif, Derin, Sancılı Bir Dokunuş – Selvigül KADOĞMUŞ ŞAHİN

Sancı – Enes ŞENGÖNÜL

İfâde-i Meram Yâhud Sarı Bir Gül – Yağmur TUNALI

Büyük Sancı’lardan Geçen Türkiye – Mustafa UÇURUM

Dede Korkut Dilinde Yazdı – Özcan ÜNLÜ

Akçabardak Duruşu – Ayşe ÜNÜVAR

Romanımızın Nadide Bahçesi: Emine Işınsu – Sadık YALSIZUÇANLAR

Son Romanı “Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri”nin Yazarı Emine Işınsu – Söyleşen: Mehmet Nuri YARDIM

Emine Işınsu; Çiçekler Büyür ve Bulgaristan Türkleri – Demet YENER

Emine Işınsu’nun “Bir Yürek Satıldı” Adlı Tiyatro Oyunu Üzerine – Mustafa Levent YENER

Kızım Işınsu İçin – Halide Nusret ZORLUTUNA

Emine Işınsu İçin Ne Dediler? – Mustafa ARGUNŞAH, Bahtiyar ASLAN, Günerkan AYDOĞMUŞ, Emete Gözügüzelli CİVAN, Arslan KÜÇÜKYILDIZ, Işılar KÜR, Gültekin ÖZTÜRK, Halite Nusret ZORLUTUNA

satın al       e-dergi       abone ol

İLKSÖZ

Sevgili Hakan Sarı Işınsu özel sayısının İlksöz’ünü yazmamı istedi. Bizimki, kırk yedi yıllık bir birliktelik. Sadece iki evdeşin değil iki ülküdaşın, iki mücadele arkadaşının birlikteliği. Biz her şeyi beraber yapar, her yere beraber giderdik. Bir kaç yıldır amansız bir hastalığın geri döndürülemez sonuçlarıyla bundan mahrumum. Hakan’ın isteği bunun için kolay yerine getirilecek bir sipariş değil. Fakat Ihlamur, birçok yönüyle Işınsu’nun Töre’sine benziyor ve ondan gelen talebi reddetmek de zor.
Işınsu, köşe yazılarıyla, dergisiyle fakat muhakkak ki en çok romanlarıyla hatırlanacak. O yazarken yaşardı ve en korktuğu yazamamaktı. Korktuğu başına geldi. Arif Nihat Asya Hocamızın, Yelken şiirindeki,
Kıyıda ölmekti korkusu;
Uğradı korktuğuna!
diye anlattığı gibi. Yelken’i her okuduğumda gözlerimin dolması bir hissi kablel vuku imiş.
Işınsu yaşamadan yazmazdı. Bu nasıl olur? Bir insan hem Alparslan’ın ordusunda, hem Yunus’un, Mısrî’nin, Hacı Bektaş’ın dergâhında, hem Nur’un Urfa’da, İlay’ın Bulgaristan’daki aşkında, hem Batı Trakya’nın hem Kerkük’ün tutsaklığında nasıl yaşar? Yaşar… Tayyi-mekan eder, tayyi-zaman eder ve en önemlisi tayyi-insan eder ve yaşar. Yağmur Tunalı, bu sayfalarda okuyacağınız yazısında, bir gün Töre’ye girip Işınsu’nun yeniden bu dünyamıza dönmüş yüzünü görünce, daha selam bile vermeden “Roman bitmiş!” deyiverdiğini yazıyor. Romanın dünyasında, romanın insanlarıyla yaşamadan roman yazılmıyordu. Bir trans hâliydi bu.
Hazreti Ali’nin, “Görmediğim Allah’a inanmam!” sözü meşhurdur. Işınsu da yaşamadığı romanı yazmadı.
Roman bitince romandaki insanları terk ettiği hissine kapılırdı: “Şimdi onlar ne yapacak? İlay ne yapacak? Dündar Bey ne olacak? Ak Hoca? Nur? Onlar bensiz ne yapacaklar Allah’ım!”
Belki de şuurunun aramızdan böyle ayrılıverişinin sebebi de budur. Öyle ya, bizler bir hayatı zar zor tamamlarken birçok zamanda, birçok mekânda, birçok hayatı yaşamak. Kâfi dendi demek ki.
Şimdi biz ne yapacağız? İyi olalım ne olur. Türk vatanının, Türk milletinin başına kötü şeyler gelmesin Allah’ım!

SONSÖZ

Kula vefası olmayanın
Hakk’a vefası olmaz

Halide Nusret Zorlutuna’nın Fuzulî, Şeyh Galip, Mehmet Akif şiirleriyle büyüttüğü ve Azap Toprakları, Sancı, Çiçekler Büyür başta olmak üzere onlarca kitabıyla bir nesle yön veren Emine Işınsu’ya karşı görevimizi bir nebze olsun yerine getirebildikse ne mutlu bize.

Birbirinden değerli kalemleri bir araya getirmemizde büyük katkısı olan Fahri Tuna’ya, yazıların tashihi, fotoğraflar ve ilksöz için İskender Öksüz’e, her zamandakinden ziyade bir mesai ile istisnasız her gün özel sayı için emek sarf eden Abdullah Mollaoğlu ile Yusuf Koşar’a ve eserleriyle dosyamızı zenginleştirip eşsizleştiren yazarlarımıza bin teşekkürle…

Emine Işınsu’nun yayımlanmış en eski yazısı olan “Kolej Kantininden Bir Köşe” sevgili Ahmet Ulu’nun vesilesiyle özel sayımızda yeniden yayımlandı, araştırmacılara bir not olarak düşme isteğimiz ve yeni araştırmalara kapı aralaması umuduyla… Halide Nusret Zorlutuna, Tarık Buğra gibi böylesi bir özel sayıda olmazsa olmaz sayılabilecek imzalara da yeniden yer verdik. Bir Töre Dergisi klasiği olan “Ne Dediler?” bölümünü hazırlarken de yine Töre Dergisi’nden yararlandık. Konunun meraklısı dostlarımız için arşivimiz açık, bekleriz…

Bu sayıya başladığımız günden bugüne çokça hatıra, anekdot, mektup, fotoğraf incelemek suretiyle Emine Işınsu’yu daha yakından tanıma fırsatımız oldu. Takdir edeceğiniz üzere hepsini yayımlamak mümkün olmadı. Emine Işınsu’ya dair dört başı mamur bir sayı olduğunu, söylenecek her şeyin söylendiğini asla iddia edemeyiz. Umulur ki yeni dosyalara, özel sayılara, araştırmalara vesile olacak bir kıvılcımı ateşleyebilmiş ve manidar bir hatıra bırakabilmişizdir. Zira gayemiz edebiyatımızın nadide bahçesi Emine Işınsu’ya hayatta iken vefa gösterebilmekti, ondan öğrendiğimiz gibi…

Keyfiniz yarıda kalmasın, bir Işınsu romanıyla devam edebilirsiniz…