IHLAMUR 62

IHLAMUR’UN 62. SAYISINDA

Hilmi HAŞAL – Annem Bekliyor
Mehmet Akif ERTAŞ – Sema Ali Erol ve Mahir Erol ile Söyleşi
Nuri DEMİRCİ – Konusuz XXXII
Fatma Nuran AVCI – Sorma Artık
Senanur BUDAK – “Sade Yazmak Bizim İçin Asıldır” Diyen Tasannu Şairi: Mehmet Âkif Ersoy
Vedat EĞİLMEZ – Mehmet Âkif ve Medeniyet
Yonca MİSYA – Uykusu Hafiftir Yalnızlığın
İsmet HANDEMİR – Nevo (Nevriye Abla)
Ruhi KONAK – Patron İçin Kısa Bir Analiz ya da… Mehmet Göktepe Resimleri Üzerine Birkaç Söz
Yusuf KOŞAR – On Yedi Gün I
Hülya SOYŞEKERCİ – Gotik Edebiyata Dair
Gülümser ÇANKAYA – Dem
Enver TURAN – Sarı Zarf

satın al       e-dergi       abone ol

İLKSÖZ

Mehmet Akif Ertaş

Gözlerini dünyaya, Türkiye’nin en büyük şehrinde açan Mehmet Âkif Ersoy, Senanur Budak ve Vedat Eğilmez’in bu sayıda yayımlanan perspektif genişleten çalışmalarında vurguladıkları gibi, sınırları belirli başlıklar altında ele alınacak bir isim değildir.

Sözgelimi, Milli Şair başlığı altında değerlendirilirse, milli olduğu kadar enternasyonal bir söylem inşa etme derdinde olduğu görülemeyecektir.

Söz Millilikten değil de İslam Şairi olmaktan açılırsa, genelde dinin özelde İslamiyet’in taassubu ve her türlü dinsel cemaati elinin tersiyle ittiğini özellikle vurgulayan Mehmet Âkif Ersoy gölgede bırakılır ve dizelerinin güneşle buluşması engellenir.

Toplumcu-Gerçekçi söylemi şablonlarla ele almaktan, takvimler 2017’yi terk ettiği halde kurtulmamak için inatlaşanların, Mehmet Âkif Ersoy’u, bu söyleme, Toplumcu-Gerçekçi olarak kabul edilenlere göre sımsıkı bağlı olduğunu görememeleri, daha doğrusu idrak edememeleri ise vaziyetin ne kadar vahim olduğunu gözler önüne sermektedir.

Hayatı, Budak ve Eğilmez’in zevahiri kurtarmayan ve kurgusalın sıcaklığıyla teorinin soğukluğunu harmanlayan metinlerinde olduğu gibi, arka plan kurcalanarak ele alındığında, Mehmet Âkif Ersoy, karşımıza bir distopik olarak da çıkacaktır ama her kavram gibi distopyayı da Avrupamerkezci kodlarla çözme illetinden kurtulamayanlar, distopya gibi, özellikle son yıllarda yere göğe koyamadıkları bir kavramla Mehmet Âkif Ersoy’u bir arada düşünemeyerek, hem Mehmet Âkif Ersoy’un poetikası, hem de  distopya bağlamında vasatın altında turladıklarını göze sokmakta gecikmemektedirler.

Söz Mehmet Âkif Ersoy’dan açıldığında sadece İstiklâl Marşı’nı ve Çanakkale Şehitlerine’yi hatırlayanlar, onun baytarlık mesleğini âdet yerini bulsun diye değil, sosyal Darwinizm kavramıyla cebelleşmek için seçtiğini artık bir zahmet belleklerine kazımak zorundadırlar.

Kedinin nasıl konumlandırıldığı ve konumlandırılması gerektiği üzerinde duran çalışmaları 63. sayı için bir araya getirirken, sözünü ettiğim cebelleşme bana sadece ışık tutmadı; aynı zamanda ışık hatta ışıldak oldu.

63. sayının kediyi algılamakla birlikte kedici olmayan yazıları buluşturduğu haberini de şimdiden veriyor; Döndü Akdemir, Ertan Aydın, Arif Dirlik, Cem Korkmaz, Ali Kızıltuğ, Altay Martı, Mirsultan Osmanov, Necdet Özkaya, Lütfi Özkök, Ömer Naci Soykan, Naim Süleymanoğlu, Ali Tekintüre, Mustafa Kemal Uzun, Cafer Yarkent, Ahmet Nuri Yüksel, Şırnak’ın Balveren ilçesindeki su dolu kuyuya düşerek canından olan işçiler, Süleymaniye’de gerçekleşen depremde vefat edenler ve Mısır’daki bombalı saldırıda canından olanlar önünde saygıyla eğiliyor; Arakan’da yaşanan trajediyi protesto eden Bob Geldof’u saygıyla selamlıyor; Kudüs’ü işgal eden Amerika Birleşik Devletleri’ni; “Önce FETÖcüyüm sonra Menzilciyim” diyen Yaşar Alptekin’i; kitaplarını basmakalıp ve bellek bulandıran cümlelerle tanıtan Can Yayınları’nı; oryantalizmin refakatinde ilerlemekten vazgeçmeyen Perihan Mağden’i; yavru kedi üzerine kaynar su dökerek ölümüne sebep olan İstanbul Maçka’daki Doğa Cafe çalışanlarını; Erzincan’daki orduevinde yine yavru bir kediyi işkenceyle öldüren sözümona askeri; Malatya’da Alevilerin ikâmet ettiği evlerin kapılarını çarpılayanları; şehitlerimiz hakkında ileri geri konuşan ve özür dileme gereği hissetmeyen Nur Yerlitaş’ı; yediği herzeler boyunu ziyadesiyle aşmasına rağmen, Güner Ümit gibi sırra kadem basmayı tercih etmeyerek herze yemeyi sürdüren Mehmet Ali Erbil’i; ötekileştirme mekanizmasına profesör unvanına rağmen imza atan Ümit Özdağ’ı; Aliya İzzetbegoviç’e ve Boşnaklara densizlik sergileyen Rasim Ozan Kütahyalı’yı; “Hain, Fahişe, Çişini Tutamayan Köpek ve Diğerleri” başlığını taşıyan sözümona bir şiir yazabilen sözümona editör Mehmet Erte’yi ve bu sözümona şiire yer verebilen bir başka sözümona editör Ömer Murat Yalçın’ı; “Tavan yapma” gibi popülist bir ifadeyi Abdurrahman Cahit Zarifoğlu gibi popülizmle alışverişi olmayan bir şaire ve şiirlerine yakıştırabilen Beyan Yayınları’nı; yeteneksizlikleriyle görüntü kirliliğine neden olan Tuba Büyüküstün, Fahriye Evcen ve benzerlerini; Nâzım Hikmet’in şiirlerini sansürleyerek yayımlayan Yapı Kredi Yayınları’nı; Serdar Ortaç’ın Beyaz Show’da, Ahmet Kaya’nın ölüm yıldönümünde gülüp eğlenmesinin zeminini hazırlayan Beyazıt Öztürk’ü ve ekibini; Avusturya’da gerçekleştirilen İslamofobik saldırıya imza atanları; abuk sabuk haberlerini kitapları itibarsızlaştırarak yayımlayan neokuyorsun.org’u; Gaziantep’te Arapça Allah yazan rezidans inşa ederek dini ticarete alet eden münasebetsizleri; sadece “İçindekiler” bölümünden oluşan sözümünü doktora tezini hazırlayan Meriç Aybar’ı ve bu sözümona doktora tezine imza atarak Aybar’ın kariyerine kariyer eklemesine yardımcı olanları;  festivalden festivale, trajedi ve travma umursamadan koşan sözümona hassasiyet abidelerini; nato kafa nato mermer olmaktan geri adım atmayan Türkiye’ye özgü magazini; Altın Kelebek ödüllerini alanları, alanlara ödüllerini verenleri ve Hürriyet’in Cuma günlerini eziyete dönüştüren eki başta olmak üzere gazetelerin kitap eklerini protesto ediyor;  samimiyeti ve hakikiliği, üstünüzde yaldız gibi taşımadığınız; kendinizi akıl küpü, karşınızdakileri aklıevvel olarak konumlandırmadığınız; sadece kendiniz gibi düşünenlere, yaşayanlara değil, kendinizden olabildiğince farklı olanlara da saygıda kusur etmediğiniz; bin düşünüp bir söylediğiniz, boğazın dokuz boğum olduğunu unutmadığınız günlerin sizlerin olmasını temenni ediyorum.