IHLAMUR 58

IHLAMUR’UN 58. SAYISINDA

Ölü Deniz – Leyla ÇAĞLI

Ali Ulvi Hünkar ile Söyleşi – Söyleşen: Mehmet Akif ERTAŞ

Konusuz XXVIII – Nuri DEMİRCİ

Militarist Evren, Sanatçı Van Gogh’a Karşı – Ruhi KONAK

Darbe Nasıl Yaşandı, Beyaz Perde’de Ne Göründü? – Nevzat ÇALIKUŞU

Valens Kemeri – Volkan HACIOĞLU

Kumarbaz İçin Birkaç Söz – Halûk CENGİZ

Kapanmış Dergiler Antolojisi: Ada Dergisi (Trabzon) – Selçuk KÜPÇÜK

Mucizevi Varoluş – Şaban AKBABA

Martılar – Abdullah MOLLAOĞLU

Yol Kırbacı – Gülümser ÇANKAYA

Freud’un Kımıltısı – Mine KÖKER

satın al       e-dergi       abone ol

İLKSÖZ

Mehmet Akif ERTAŞ

Ruhi Konak’ın, Militarist Evren, Sanatçı Van Gogh’a Karşı başlıklı, kurgusalı teorikle bir arada ilerleten metni başta olmak üzere, 12 Eylül sonrasını; sosyokültürel, sosyopolitik ve sosyoekonomik veçheleriyle ele alan üç metne yer veren IHLAMUR’un bu sayısını, 56. sayıdaki İLKSÖZ ve Ertuğrul Başer ile gerçekleştirdiğim söyleşiyle birlikte okunmasını hararetle tavsiye ediyorum. Zira sözünü ettiğim fiil gerçekleştirildiğinde, ele aldığımız diğer kavramlarda, fiillerde olduğu gibi, bu kavramları, fiillere odaklanırken de, klişenin esaretine boyun eğmediğimiz, peynir gemisini lafla yürütmediğimiz net bir şekilde görülebilecektir.

Bu sayının kapağında, Can Yücel’in ironik tabiriyle Kâinat Paşa’nın, kulağının birini modernizmin illetlisi olduğunu kabul edercesine kesen Vincent Van Gogh ile buluşturulmasına öylesine bakmayanlar, sözünü ettiğim; kıymetli, yarına kalma derdiyle hazırlanan çalışmaları zevahiri kurtarma telaşıyla okumayanlar, sadece, marazi ve marazileştirilen duruşları ele alınan isimleri değil, birçok kıymetli bestesi dışında, Demirbaş isimli eserini de hediye ederek, bu fâni dünyadan göçen Fikret Kızılok’u da görmekte gecikmemişlerdir.

Sözünü ettiğim görme yeteneğine sahip okurlarımız, 2018 yılının Eylül ayında kapağa, yine Kâinat Paşa ile taşımayı düşündüğümüz Kızılok’un, Türkiye’nin, darbe, muhtıra ve ihtilal hakikatini; sosyokültürel, sosyoekonomik gelişmelerle bir arada; mizah, ironi ve humordan beslenerek anlatan “Paşa resim yapardı/Sabancı’ya satardı/Netekim ben demezsek/Anasını satardı” dizelerini de barındıran Demirbaş’ı mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Kapakta mütevvefa Sakıp Sabancı’ya ve Süleyman Demirel’e niçin tesadüf edemediklerini sorarak önemli (!?) bir boşluğu doldurduklarını sanan işgüzar heyetine ise, karşılığın, yine sözünü ettiğim çalışmalarla verildiğini yazmayı unutmayayım.

12 Eylül 1980’de, Nuri Demirci’nin bu sayımızda, yine Demirbaş’ın, “Kenan sopalısıydı/Turgut boyalısıydı/Pek anlamazdı amma/Mesut Hoplısıydı” sözlerini çağrıştırarak vurguladığı gibi, sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik bir darbe gerçekleştirilmiştir ve işte bu yüzden  Evren’in, resimlerini (!?) Sabancı’ya satmasına  şaşırmamak gerekir.

Kâinat Paşa’nın sanat eserleri (!?) Türkiye oligarşisinin Koç Holding ile birlikte inşacısı olan Sabancı Holding tarafından desteklenirken, yaşanan gelişmeleri sadece, üst, orta ve alt düzey, askerler ve siyaset yasağı almayan siyasiler değil; Şükrü Argın’ın yerinde tespitiyle 12 Eylül’ü kalben destekleyen ve kendilerini, solcu ve muhalif olarak servis eden; Türkiye’de olmayan ancak olduğu iddia edilen; kültür, sanat ve edebiyat dünyasından, muteber olan, olmayan birçok isim de alkışlamaktan kendilerini alamamışlardır.

Onların sinemayla iştigal edenlerinin sorunlu hâlllerine, Nevzat Çalıkuşu’nun yine bu sayımızdaki, kıymetli tespitlerle yüklü, nalını da mıhını da esirgemeyen analitik metniyle tanık olacaksınız. Ressam olanları ise; Van Gogh başta olmak üzere, modernizmin, rasyonalitenin lanetlediği, sekterlik kadar konformizme de, hayatlarıyla ve hayatlarının yansıması olan eserlerinde aba üstünden sopa sallayan ressamları dillerinden düşürmedikleri halde; Evren’e ve onun sanatını (!?) destekleyen Sabancı’yı yalnız bırakmamış, onlara, yüzleri kızarmadan arka çıkmışlardır.

Sözü edilen güruh, sözü edilen fiillere, 12 Eylül öncesinde yaşanan çatışmadan kurtuldukları için imza attığının altını çizmiştir.

Bu ifadeleri onları, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sıklıkla kullandığı kelimeyi kullanmanın tam zamanıdır; behemehal haklı gösteremez. Zira 12 Eylül 1980, Türkiye için, travmayı, trajediyi nihayete erdiren değil, alanını genişleteceğinin işaretini veren bir tarihtir ve hangi siyasi görüşten olursa olsun, başka Türkiye olmadığının bilincinde olanlar, 12 Eylül 1980’i pir ü pak gösterme zaafına düşmemelidirler.

Oligarşinin militarizmle, Türkiye’de, nasıl canciğer kuzu sarması olduğunu gözler önüne seren 12 Eylül 1980, özellikle bu yönüyle 28 Şubat’ın ve FETÖCÜ darbe girişiminin gerçekleştiği 15 Temmuz 2016’nın da Türkiye’nin üzerine bir kara bulut gibi çökmesini sağlamıştır ve 12 Eylül 1980 sonrasında militarizmin sırtını sıvazlayanlar, 28 Şubat ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde de bu önemli (!?) görevi yerine getirmeyi ihmal etmemişlerdir.

Sayısı; yüz bin, on bin şöyle dursun, bini bulmayan; hakiki, samimi kültür, sanat ve edebiyatın, muhalefetin de hakiki ve samimisini beraberinde getireceğini düşünenlerse; IHLAMUR gibi, mecmua geleneğinin izini süren dergilerde, başka Türkiye olmadığının bilinciyle, darbe karasının değil, Van Gogh sarısının resmini renklendirmek için buluşmuşlardır.

Van Gogh’u Evren’in karşısına, arka planı, alt yapısı sapasağlam olan bir sanatın militarizmi alt edebileceğini anlatmak için çıkardık.

Arka plan ve alt yapıdan ve hele hele sorunlarla yüzgöz olmayan bir alt yapıdan söz eden bellek, Mimar Sinan’ı, ister istemez değil, canı gönülden, saygıyı, rahmeti esirgemeden hatırlayacaktır.

Mimar Sinan’ı, 59. sayımızın kapağında Cemal Süreya’nın dizeleriyle kapağımızda ve Senanur Budak’ın yazısıyla sayfalarımızda yeniden tanıtacağımızın, elbette, saygıyla ve rahmetle yâd edeceğimizin haberini şimdiden veriyor; Maryam Mirzakhani, Nusret Özkaya, Chester Bennigton, Harun Kolçak, Sezer Sezin, Gertrude Durusoy,  Sam Shepard, Ahmet Cemal, Osman Bolulu önünde saygıyla eğiliyor; Suriyeli hamile kadına tecavüz eden ve bebeğini öldürenleri; laf olsun torba dolsun diye konuşan Hayrettin Karaman’ı, yıllar sonra yeniden, eziyet çektirmek için başlayan ve ikinci bölümünde FETÖ kitabını göze sokan Çocuklar Duymasın ekibini, Aleyna Tilki’ye pedofili çağrışımlarıyla yüklü klip çekenleri, Emrah Karaduman’a bıçakla saldıranları, OT dergisi üzerinden kahraman olmaya çalışan Seray Şahiner’i, Atatürk heykeline saldırı provokasyonunu tertip edenleri ve buna alet olanları, Harun Kolçak için düzenlenen cenaze töreninde selfie rezaletinin yaşanmasını sağlayanları, kızıl geyikleri canlarından eden doğal denge düşmanlarını, FETÖCÜ Darbe Girişimi’ni kınamak bir sene sonra aklına gelen Can Yayınları’nı, Hürriyet’in, Cuma günlerini eziyete dönüştüren eki başta olmak üzere, gazetelerin kitap eklerini protesto ediyor; Filistin’i destekleyerek Türkiye’nin çene yoran muhaliflerine ders veren Maduro’yu, İngiliz Kraliyet Ailesi Ödülü’nü reddeden Ousmane Sembéne’yi, Fatih Terim’e haddini bildiren Selahattin Aydoğdu (Nam-ı Diğer Kebapçı Selahattin)yu saygıyla selamlıyor; bahanelerle örülü bir hayata abone olmadığınız, yalanın, hilenin, entrikanın, iftiranın ocak yıktığını unutmadığınız, her cümleyi herkese karşı kuramayacağınızı kavradığınız, olduğunuz gibi göründüğünüz, kendinizi akıl küpü, başkalarını aklı evvel sanmadığınız, kimlere ne kadar ve neye göre kıymet vereceğinizi belirleyebildiğiniz günlerin sizlerin olmasını temenni ediyorum.